
Soyanın Sağlıkla İlgili İddiaları Onaylandı!
Dünyanın
saygın kurumlarından biri olan FDA (ABD Tarım
Bakanlığı Gıda ve İlaç Dairesi), Soya proteininin
Sağlıkla İlgili İddiasını Onayladı
FDA,
kroner kalp hastalıkları riskini önemli ölçüde
azaltmak için, her gün 25 gr. Soya proteini
tüketilmesini öngörmektedir.
Doymuş yağlardan ve kolestrolden düşük bir diyetin
yanı sıra, günde, 25 gr. Soya protein tüketilmesinin,
kalp hastalıkları riskini azaltacağı görüşü,
50 bağımsız araştırmanın sonucu olup Amerikan
Gıda ve İlaç Dairesince (FDA) kabul edilmiştir.
FDA,
20 Ekim 1999 tarihinde, soya proteini tüketimi
ile azalan kroner kalp hastalıkları arasındaki
ilişkinin, içeriğinde soya proteini bulunan
gıdaların ambalajlarında ve etiketlerinde kullanılmasını
onayladığını duyurmuştur. Günde 25 gram soya
proteini almak için, içinde 18 gram granül soya
proteini (soya kıyması) bulunan bir hamburger
yemek ve yarım bardak soya sütü içmek yeterlidir.
Bu sağlık önerisinin kabulü ile birlikte, Amerika'da
gıda sanayii soya proteini içeren yeni ürünler
üretmeye ağırlık vermeye başlamıştır.
Yakın
zamanda soya bünyeli gıda maddelerine duyulan
ilginin bu derece artmasındaki nedeni, soyanın
sadece kaliteli bir
protein kaynağı olması, besin öğeleri içeriğinin
iyi olması veya FDA tarafından onaylı bir sağlık
önerisine sahip bulunması ile açıklamak
yetmez. Soyanın önemli ek besin (dietary supplement)
gereksinimlerimizden İzoflavonlar'ı en zengin
ve istenilen yapıda içeren tek kaynak olması
sebebiyle pek çok kronik hastalık riskini azaltıcı
yöndeki etkisi bu ilginin gelişmesindeki en
büyük nedendir. Bilim adamları tarafından, 50
yıl öncesinden beri varlığı bilinen ve bir tür
"phytochemicals" yani "bitki
kimyasalları" olarak adlandırılan izoflavonlar
hakkında ancak 90'lı yıllarda bilimsel yazılar
kaleme alınmıştır. Pek çok pytochemicals gibi
bitki bünyesinde üretilen izoflavonlar, diğer
bitki kimyasallarına kıyasla, doğada, gıda olarak
tüketebilen bitki türlerinin çok azında rastlanırlar.
Soya, izoflovanların, diğer gıdalarda bulunan
bitki kimyasallardan daha yüksek konsantrasyonda
bulunduğu tek bitkisel gıdadır.
İzoflavonlara
duyulan ilgi pek çok araştırmanın başlamasına
neden olmuştur; şüphesiz ki bunların en önemlisi
1990 senesinde Ulusal Kanser Enstitüsü'nün izoflovanların
kanseri önleyici potansiyel etkilerini ortaya
çıkarmak için başlattığı ve yaklaşık 3 milyon
dolara mal olan çalışmalarıdır.
Araştırmacılar
sadece bu etkilerle yetinmeyip, izoflovanların
osteoporoziz, kalp hastalıkları ve yüksek tansiyon
gibi
diğer hastalıklara olan etkilerini de bulmaya
yönelmişlerdir. Soyanın bünyesinde bulunan iki
ana izoflavon çeşidi genistein ve daidzein olarak
adlandırılırlar. Yapısı itibari ile "bitkisel
östrojen" (phytoestrogens) olarak isimlendirilen
izoflovanlar, aynı östrojen gib davranırlar
ve östrojen reseptörlerine bağlanarak östrojenik
etkiyi uygularlar.
Bununla
beraber etkileri, normal östrojen aktivitesinin
binde biri ile onbinde biri kadar olup, son
derece düşüktür. Fakat soyalı gıdalar tüketen
insanlarda kandaki izoflavon düzeyi, endojen
östrogen düzeyinin 10,000 katından daha
yüksek seviyelere ulaşabilir. İsoflavonların
kandaki bu yüksek konsantrasyonu, başta belirtilen
ve göreceli bir kavram olarak betimleyebileceğimiz
zayıf aktivite durumunu ortadan kaldırır. İzoflavonların
sahip olduğu bu eşsiz güç yani östrojenik
aktiviteleri benzersiz ve tamamen doğal bu maddelerin,
menopoz sonrası kadınlara tatbik edilen östrojen
hormonu terapisine potansiyel bir alternatif
olarak değerlendirilebileceği yorumunu doğurmuştur.
Araştırmalar, ayrıca izoflavonların, kalp hastalıkları
ve osteoporoziz (kemik erimesi) gibi rahatsızlıklarda,
yaşla beraber oluşan riskleri azaltıcı yönde
rol oynadıklarını ve menopoz sonrası ateş basması
gibi semptomların giderilmesinde etkili olduklarını
ortaya koymuştur. İzoflavonların bu hastalıklara
karşı insan vücudunda ne tür bir mekanizma oluşturdukları
ile ilgili araştırmalar devam etmektedir.
Bunlarla
birlikte, diğer bir durum da izoflavonların
endojen östrojen fazlalığına karşı uyguladıkları
anti-östrojenik etkileridir. Böylece, isoflavonların
göğüs ve endometriyal kanserler gibi hormonlarla
ilişkili kanser risklerini azaltıcı yöndeki
etkileri de açıklanmış olur. 
Burada önemle belirtmeliyiz ki, izoflavonların
insan sağlığına faydaları sadece östrojenik
veya antiöstrojenik etkileri ile sınırlı kalmaz.
Yapılan yüzlerce çalışma, genistein isimli izoflavonın,
hormon ilişkili olsun olmasın pek çok tipteki
kanserli hücrenin (örneğin deri, prostat, akciğer,
ve kolon kanseri gibi) oluşmasını engellediğini
ortaya koymuştur.
Genistein
anormal hücre oluşmasına neden olan enzimlerin
aktivitesini ortadan kaldırarak bu etkiyi sağlar.
Bu durumu basit bir örnekle netleştirmek gerekirse,
1998 yılında A.B.D.'de her 15 dakikada bir prostat
kanserli bir erkeğin ölümünün aksine, soyalı
gıdaların
tüketimine dayanan diyet alışkanlığı olan Japonya'da
bu oranın Amerika'dakinin beşte biri olmasıdır.
Zengin bir genistein kaynağı
olan soyanın, bu derece düşük kanser oranı yakalamada
etkisi açıktır.
Izoflavonlar soyanın protein içeriği ile birleşir
ve gıda sanayiinde geniş kullanım imkanı bulan
proteinlerinin faydalarını bir kat daha güçlendirirler.
Diyetlerde et proteinin bir bölümünü soya proteini
ile değiştirilmesi, özellikle yüksek kolesterol
seviyesine sahip kişilerde (240 mg/dl) kandaki
kolesterol oranını düşürürken, hem de birey
başına günlük alınması gereken 50 mg'lık izoflavonun
bir kısmının karşılanmasını sağlar.
|